|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
ADAP 13. Basın Açıklaması ![]() ADAP (AKDENİZ DAYANIŞMA PLATFORMU) 13.BASIN AÇIKLAMASI (4 EKİM 2008) - Sayın basın mensupları, Antalya ve ilçelerinden gelen sivil toplum kuruluşu mensupları ve saygıdeğer Antalyalılar. Akdeniz Dayanışma Platformu (ADAP) olarak "Başörtüsüne Özgürlük Eylemi"nin 13.sünü gerçekleştiriyoruz
28 Şubat sürecinden bu tarafa dozu arttırılarak devam eden başörtüsü yasağı ve inanç özgürlüğün önündeki engeller; tam bir yıldır sürdürdüğümüz eylemlerde bize gösterdi ki mücadele etmeden ve direnmeden hak ve özgürlükler elde edilemeyecektir.
Ergenekon örgütüyle ortaya çıkan kirli ilişkiler ve toplum mühendislerinin halkı sindirme ve yıldırma politikaları, korku toplumu yaratmaya ve korku – kargaşa ile halkı idare etmeye çalıştıklarını göstermektedir.
Ergenekon bu sistem için bir istisna değil bizatihi kendisi olduğunu göstermiştir.
Her Ramazan ayında, insanların inançlarını hafife alan ve değerleriyle adeta kavga eden sistem ve medyanın bugün nasıl bir kirli ilişkiler yumağına girdiği ortadadır.
Birinci duruşmanın yapılacağı 20 Ekim'e kısa süre kala yeni bir Ergenekon dalgasıyla karşı karşıyayız. Ülke gündeminde sıcaklığını koruyan Ergenekon hadisesi gittikçe açığa çıkmaya devam ediyor. Topluma; 'bu kadarına da pes doğrusu' dedirten ama aslında bizlerin hiç de artık garipsemediği iddiaların ardı arkası kesilmemektedir. Ergenekon davasında sanki görünen hâlâ buzdağının üstü. Tehlikenin büyüklüğünü hissediyoruz. Ancak bu konuda daha alınacak çok yol var. Bu tehlikeli örgütün, ahtapot gibi kolları her yere uzanıyor. Her dalga, farklı bir yüzünü ortaya çıkarıyor. Eğer adil bir ülkede yaşamak istiyorsak Ergenekon'un tüm uzantılarına kadar temizlenmeden gündemden düşmemesi gerekir. Yoksa kirli ve karanlık oyunların tuzağından kendimizi kurtaramayız. Ve geçmişte olduğu gibi halkı kendi anlayışlarında hizaya getirmek isteyen toplum mühendislerinin oyuncağı olmaktan kendimizi kurtaramayız. Eğer ki hükümet Şemdinli'de olduğu gibi bunda da çekingen ve pasif bir duruş sergilerse azgın azınlığın önünün alınamayacağı kesindir ve biz bu defa buna dur diyeceğiz.
Bunun için de savcı Zekariya Öz'ün yanında olduğumuzu ilan ediyor ve sonuna kadar gitmesi konusunda kendisini destekliyoruz. Ancak gelinen noktada bu mücadelenin devam ettirilmeyeceği ve Susurluk gibi üstünün örtüleceği izlenimi olduğu yönünde şüpheler var. Toplumsal kaos ve huzursuzlukların sebebi eylemlerin sorumluları olması hasebiyle şeffaf bir şekilde ve asıl sorumlularını ortaya çıkaracak biçimde hükümetten soruşturmanın devam ettirilip, sonuçlandırılmasını istiyoruz. Her türlü karanlık güç odaklarına karşı olduğumuzu ve bu meyanda yapılan mücadeleleri desteklediğimizi tekrar ilan ediyoruz.
Korkumuz gelinen noktada; bu mücadelenin devam ettirilmeyeceği ve Susurluk gibi üstünün örtüleceğidir. İslami kimliği açık bir tehdit olarak ilan eden, Müslümanlara yönelik "geleneksel" baskının dozunun arttırılmasını isteyen, zorba ideolojilerinden asla taviz vermeyecekleri beyan ederken gözlere ve gönüllere korku salmaya çabalayan azgın azınlık kesimle, hükümetin uzlaşı arayışı içine girmesinden endişe ediyoruz.
Yerel ve küresel şartlar gereği fiili bir darbenin taşıdığı riskleri gören egemenler, yönetimi bizzat ele almak yerine siyasete, topluma, medyaya ve eğitime hükmederek sistemi ayakta tutmaya çalışmaktadır. İdeolojisinden taviz vermeyeceğini net biçimde ifade etmesi, hükümetin ciddi bir yol ayrımına geldiğinin işaretçisidir.
Hükümet ya bu egemenlik anlayışına karşı halkın beklenti ve taleplerini karşılayacak yeni bir siyaset arayışına girecek yada ılımlı İslam modeli çerçevesindeki kimliğini Kemalizm ile tanımlayarak mevcut düzenle yeni uzlaşı sağlama çabasına son vermeli kendini iktidara taşıyan halkın taleplerini yerine getirmeli. İktidara gelirken vaad ettiği Düşünce Fikir ve İnanç özgürlüğü ortamını oluşturacak yasal düzenlemeleri en kısa zamanda gerçekleştirmelidir.
Askeri bürokrasi, son tavırlarıyla uzlaşı kapısını açık tuttuğunu göstererek, Hükümet'in atacağı adımları beklemektedir. AK Parti ise başörtüsü konusunu gündeme almaktan kaçarak, sivil anayasa taslağını rafa kaldırarak, darbe planlayıcısı iki emekli komutanın ziyaret edilmesine Bakanlık nezdinde izin vererek ve ziyareti olumlu karşılayarak bir bakıma ne yönde adım atacağının sinyallerini de vermektedir. Böyle bir noktada sağlanacak suni dengelerin, eski ve yeni iktidar seçkinlerinin çıkarlarını korumalarını sağlayabilir. Bu ise halkın yeniden ihanete uğraması demektir. Biz Özgür bir ülkede eşit şartlarda "Aş ve İş" istiyoruz.
Burada iktidara sesleniyoruz: Adaleti tesis etmek ve özgürlüklerin önünü açmak için ülkede var olan başörtüsü yasağına ve her türlü İnsan Hakları İhlallerine "Şartsız koşulsuz derhal" son verin ve size verilen emanete riayet edin. Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelir.
Orgeneral İlker Başbuğ'un Genelkurmay başkanı olur olmaz 28 Şubat zihniyetini savunması ve bu zihniyetin arkasında olduklarını ifade etmesi, başörtüsü yasağının bu dönemde de süreceğinin habercisi oldu. Aynı zamanda bu açıklama o dönemde yaşanan hortumlamalar ve hukuksuzlukların da örtük bir şekilde savunulması anlamına geliyordu. Başbuğ'un 28 Şubat'a desteği, yasakçıları cesaretlendirdi. Yeni atanan bazı rektörler Başbuğ'un mesajını almakta tereddüt etmediler.
Eğer bu ülkeyi Genel kurmal başkanı idare ediyorsa o halde TBMM'ne, Hükümete ne gerek var? Mutabakat, halkın hizmetinde olması gereken kurumlarla mı aranacak, yoksa halkla mı? Bunu bilmek istiyoruz.
Haksız, hukuksuz ve insanlık dışı Başörtüsü yasağı zulmü devam ediyor. Zamanın geçmesi insan ve toplum hayatında bir olgunlaşmayı beraberinde meydana getirmesi gerekirken, yasakçı zihniyette hiçbir değişiklik meydana getirmemiştir. Çünkü bu zihniyet haktan ve hukuktan beslenmiyor. Çünkü bu zihniyet evrensel insani değerlerden, medeni anlayıştan beslenmiyor. Dolayısıyla insani, hukuki, adil bir sonuca ulaşma gayret ve çabası da yoktur. Bunun için halka, halkın kültürüne, inancına, inancını özgürce yaşama hakkına karşı saldırı anlamı ifade etmesine rağmen, bu zihniyet yasağı devam ettiriyor. İnsanlık onurunu rencide edici ve aşağılayıcı bir çirkinliği barındırmasına rağmen yasak devam ettiriliyor. Bunun son örneği ise Boğaziçi Üniversitesinde başlatılan yasaktır. Hani yasağın sorumlusu Sezer'in atadığı rektörlerdi, despot Boğaziçi Üniversitesi Rektörünü kim atadı. Artık bu çağdışı ilkel yasağın tek sorumlusu "Abdullah Gül" dür.
Yasağın kendisi hukuk dışı, insanlık dışı olduğu gibi uygulama şekli de hukuk dışı ve insanlık dışıdır. Üniversite kapısından girişte, geçmişte yaşanmış ve yaşanmakta olan zulüm ve işkence kamplarını hatırlatırcasına "Şu belgeyi imzalarsanız veya şapka takarsanız, ancak o zaman içeri girebilirsiniz!" şeklindeki uygulama insanlık onurunu rencide edicidir. Bu uygulamanın müsebbiplerini ve uygulamayı şiddetle kınıyor, bu insanlık dışı girişime derhal son verilmesini istiyoruz.
Özgürlükleri sınırsız olan ülkelerin, toplumların ve milletlerin ekonomisi, eğitimi ve sanayisi gelişmiş, halkı refah ve huzur içinde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Bir yanda "İnsanlar inançlarında özgürdür, Allah (cc) ile kulun arasına girmeyin!" diyeceksiniz. Sonra da cehalet örneği sergileyerek "Kişi ile inancı arasına kendiniz gireceksiniz." Böylece insanların inancını yaşamasına engel olacaksınız. Bizim istediğimiz kadar inancınızı yaşayacaksınız. Buna kimseleri inandıramazsınız. "Haydi Kızlar Okula!" diye kampanyalar başlatacaksınız, kendi tercihleriyle inancını yaşayanları okuldan atacaksınız. Başörtülülere ikna odaları kurarak zülüm edeceksiniz. Bu bağnazlığınızı unutup "İnanç özgürlüğü vardır" diye tekrarlayıp duracaksınız. Böyle çelişki kabul edilemez.
Ayrıca geçen hafta Alanya'da yaptığımız basın açıklamasında turizm beldelerinde, turistlerin edebe aykırı kıyafetlerle dolaşmalarını kınamıştık. Buradan bir daha tekrarlamak istiyoruz.Turistlerin kendi ülkelerinde bile bu kadar pervasızca giyinme özgürlükleri olmamasına rağmen bizim ülkemizde ahlaksızca giyinme arzularını tatmin etmelerini şiddetle kınıyor ve bunu art niyetli bir davranış olarak algıladığımızı ilan ediyoruz.
Ramazan Ayı'nın son cuması yani dün "Dünya Kudüs Günüydü." Kudüs'e, Mescidi Aksa'ya, Filistin Halkına yönelik ABD ve Batı kaynaklı imha savaşı devam ediyor. Filistin halkı 21.yüzyılda büyük bir acı ve insanlık dramını yaşıyor. Bu dramı yaşatan "modern, gelişmiş" diye lanse edilen Batı Medeniyeti'dir. Bir tek bu olay bile batı medeniyetinin insani bir medeniyet olmadığını göstermeye yeterdir. İnsani vicdan ve değere sahip herkesi ve kesimi bu zulme karşı tepkili olmaya çağırıyor, devam eden zulmü ve müsebbibi ABD ve batı ülkelerini şiddetle kınıyoruz. Geçtiğimiz eylül ayı intifadanın 8.yılıydı. 28 Eylül 2000 yılında " Beyrut Kasabı" olarak ünlenen provokatif Ariel Şaron'un Mescid'i Aksa ziyareti ile Filistinlileri tahrik edişiyle 2. İntifada başlamış oluyordu. Bu sözde barış süreci ve sonrası göstermiş oldu ki zalimlerle uzlaşmak mümkün değildir. Zalim zulmetmeyi bırakmadıkça, barış sadece teslimiyet demektir. İsrail'in zulmüne karşı Filistin halkının önünde iki seçenek vardı: Ya teslim olacak yada zulme karşı savaşacaktı. Filistin halkı özgürlük savaşının bedelini hala vermeye devam ediyor. Filistin 60 senedir işgal altında ve Filistin'de savaş maalesef olağanüstü bir hal değil, yaşamın olağan hali olmuştur.
Yüreğinde vicdan taşıyan her insana düşen vazife, dini inancı ne olursa olsun ister Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi. Ve yine politik görüşü ne olursa olsun ister sağcı, ister solcu, ister İslamcı, ister liberal, insanlık onurunu ayaklar altına alan bu utanç verici zulme karşı birlikte mücadele etmektir. Bunun en güzel örneğini Rachel Corrie ve Pipa Baca, hayatları pahasına da tüm dünyaya gösterdiler. Ve tüm mazlumların barış güvercinleri oldular.
Yeryüzünde zulüm varsa bunun tek sorumlusu kötülük yapanlar değildir. En az onlar kadar onlara kötülük yapma cesaretini verenler yani zulüm karşısında susan ve zulme rıza gösterenlerdir. Filistin halkı yalnız değildir. Yeryüzünde zulüm var oldukça zulme karşı mücadele edenlerde var olacaktır. Çünkü Zulüm asla payidar olmaz. Buradan herkese sesleniyoruz: Bu zulme ortak olmayın ve zalime karşı bir seste siz verin tüm mazlumlar için. Biz burada zalime karşı, zulüm bitene kadar mustazafların yanında olmaya devam edeceğiz. Evrende tek bir mazlum kalmayıncaya kadar.
Türkiyeli Müslümanlara çağrımız şudur: Gelin Filistin ile, Mescid-i Aksa ile dertlenelim. Filistin gündemi oluşturalım. Amerikan ve İsrail mallarını boykot ederek, emperyalist Amerika'nın, Siyonist İsrail'in daha fazla masum cana kıymasına ortak olmayalım. Artık hayatın tadı "Coca Cola" olmasın. Yemeklerimizi Mc Donalds ve Burger King'te yemeyelim. Ailemize, akrabalarımıza, arkadaşlarımıza, tanıyıp tanımadığımız herkese Mescid-i Aksa'nın işgalini anlatalım. Ve insanlarımızı şu gerçeğe inandıralım: KATİL İSRAİL YOK OLACAKTIR.
Ya Rabbi, Kudüs'ün, Mescid-i Aksa'nın özgür ve aydınlık şafağına bizleri ulaştır. Filistin'in özgürlüğüne giden yolda saflarımızı ve adımlarımızı sıklaştır.
Ya Rabbi, yıllardır zulüm gören Filistinli kardeşlerimizin üzerinden rahmet elini çekme. Kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmeyi bizlere şiar eyle. Mazlumlara yardımda bizleri öncüler eyle.
Ya Rabbi, siyonist İsrail'in ve Emperyalist Amerika'nın zulüm tahtlarının bizlerin eliyle baş aşağı olmasını tez zamanda nasip eyle. Mescid-i Aksa'nın özgürlüğü için yaptığımız çalışmaları bereketlendir. İnsanlarımızı bilinçlendir.
Ya Rabbi, özellikle Filistin'de işgale karşı mücadele eden Hamas'ı, İslami Cihad'ı, melek ordularınla destekle. Kardeşlerimizi muzaffer eyle.
Ya Rabbi, Amerika'nın ve İsrail'in topraklarımızdaki kirli siyasetlerine alet olan idarecilerimizi ıslah eyle. Onlara hakikat yolunu göster.
Ya Rabbi, huzuruna kardeşlik görevini yerine getirenlerden olarak çıkart bizleri.
Ya Rabbi, namazlarımızı Mescid-i Aksa'nın hınca hınç dolan avlusunda Filistinli kardeşlerimizle omuz omuza kılmayı nasip et. Bu özlemle kıldığımız namazları oradaki bereketle bereketlendir. Amin.
Dualarımızın kabul olmasını Rabbimizden niyaz ediyor ve Antalya halkı olarak Filistinli kardeşlerimizin ve onların aziz direnişlerinin yanında olduğumuzu beyan ediyoruz.
1 Kasım Cumartesi gün saat 11:00'da yine burada 14.sünü yapacağımız basın açıklamasında buluşmak üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz. Tam 13 aydır Antalya'nın çeşitli ilçelerinden gelip burada seslerini duyuran: ANÇED DERNEĞİ (ALANYA), SEBİLAY DERNEĞİ (ALANYA), RADYO MERCAN, ÖZGÜR-DER ANTALYA ŞUBESİ, AKAD DERNEĞİ (MANAVGAT), ENSAR VAKFI SERİK ŞUBESİ, ES-DER ANTALYA ŞUBESİ, DİYANET-SEN ANTALYA ŞUBESİ, EĞİTİM-BİRSEN ANTALYA ŞUBESİ, İLK-DER ISPARTA ŞUBESİ'ne teşekkürü bir borç biliyoruz. Allaha emanet olunuz.
Basın Açıklamasından Resimler :
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||